İsmet İnönü‘nün torunu Zeynep Bilgehan, Orhan Kemal‘in oğlu Işık Öğütçü ile Orhan Kemal Müzesi’nde bir araya geldi.
Hürriyet’teki köşesinde müzeye ziyaretinden detayları aktaran Bilgehan, Öğütçü’nün, Orhan Kemal ile 13 yaşına kadar geçirdiği çocukluk yıllarından sonra babasını yeniden keşfettiğini belirtti.
Bilgehan’ın aktardığına göre, Öğütçü doğduktan sonra Orhan Kemal, “1957 Türkiye’sinin pahalılığı ile alay eder gibi dördüncü çocuk babası olarak yeni güne giriyorum. Hayırlısı” notunu düştü.
‘ORHAN KEMAL YAKLAŞIK 35 KİTABI BU EVDE YAZDI’
Öğütçü, doğduğu evi ve çocukluğunu şöyle anlattı:
“Kiralık, iki katlı, mutfağında tulumbası olan, çok eski bir evdi. Çatıdan tıkırtılar gelirdi. Babam ‘Konstantin’in fareleri yürüyor’ derdi. 1966 yılında bir gece yarısı eve polislerin gelip babamı götürdüğünü hatırlıyorum. Babam 35 gün tutuklu kaldı. Üç yıl sonra beraat edene kadar ‘hücre teşkilatı kurma’ gibi bir suçlamayla tutuksuz yargılandı. Aralarında Bereketli Topraklar Üzerinde, Gurbet Kuşları, El Kızı olan 35’e yakın kitabını Cibali’deki bu evde yazdı. Bu kadar çok yazı yazmasına rağmen ekonomik olarak hep sıkıntıdaydık. Kendi evimize ancak 1967’de babamın ‘72. Koğuş’ eseri tiyatroya uyarlanıp da cebine biraz para girmeye başladıktan sonra Nazım ağabeyimin parasal katkısıyla kavuştuk. Babam, Fikret Otyam’a yazdığı mektupta, ‘Kira derdi düşünmeden oturmak ne büyük keyifmiş’ diye yazmış… Bu keyfi ancak üç yıl yaşayabildi.

‘BABAM NE İŞ YAPIYOR DİYE SORDUKLARINDA ‘DIGIDIK’ DERDİM’
Annemin tembihlerine rağmen sık sık babamın odasına girerdim. Daktilonun sesi bana trenin çıkardığı ‘dıgıdık’ sesi gibi gelirdi. Babamın ne iş yaptığını sorduklarında ‘Dıgıdık yapıyor’ derdim. Hayattayken hiçbir kitabını okumamıştım. Ben daha çok Tommiks, Teksas kitapları okumaya meraklıydım. 1970’in başında bir gün babam bana bir kitap önerdi: İki Çocuğun Devrialem’i.
‘İŞTE BABAMI O GÜN ANLADIM’
Babam ve annem Bulgaristan’a bir etkinliğe gitti. 3 Haziran günü bisiklete binerken PTT binasındaki memur ‘Koş ablanı çağır telefon var’ dedi. Ablam geldi, ağlayarak çıktı. Babam, Sofya’da pıhtı sonucu beyin damarının tıkanmasıyla hayatını kaybetmiş. Acılar biraz dindikten sonra ağabeyimden babamın önerdiği kitabı istedim. On ciltlik kitabı cildi sular seller gibi okudum… İşte babamı o gün anladım; çocuk ruhunu çok iyi bilen bir insandı. Ondan sonra babamın kitaplarını okuyup bitirdim ve ‘Keşke biraz daha yaşasaydı da ona aklımdaki soruları sorabilseydim’ diye çok hayıflandım.

‘KENTER TİYATROSU’NDA SAHNE IŞIĞI BİLE YÖNETTİM’
Bilgehan’ın aktardığına göre Öğütçü, liseden sonra 1977’de İTÜ Kimya Mühendisliği bölümünü kazandı. Eğitimi devam ederken de bir yandan Kenter Tiyatrosu’nda kitap sattı.
Öğütçü, “Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Müşfik Kenter, Adile Naşit gibi isimlerle iç içeydim. Gülriz Sururi’nin sahne ışığını yönetmişliğim bile vardır” sözleriyle anlatıyor o günleri.
‘SORDUKLARINDA ‘MÜZENİN BEKÇİSİM’ DİYORUM’
15.03.2026 22:34